2018 - 60 Film Challenge Film Önerileri

2018'e Veda Erken başlıklı yazımda 2018'de 60 film izleme hedefimin olduğunu ve bu hedefi neredeyse başarı ile tamamladığımı (zira henüz bitmedi ve yıl da bitmedi yani) söylemiştim. Bu filmler arasında 'Ya ben bunu nasıl daha önce izlememişim!' dediğim bir sürü film olduğundan aralarından derleyip sizinle paylaşmak boynumun borcu oldu sanırım.

The Invisible Guest

( Gizem/Suç)

Konu: Adrian Doria varlıklı ve başarılı bir iş adamıdır. Bir dağ otelinde fotoğrafçı sevgilisinin cesedi ile kilitli odada olduğu için polis tarafından tutuklanmıştır.Adrian sevgilisini öldürmediğini iddia etmektedir. Bu işin içinden çıkabilmek için uzman deneyimli bir avukat olan Virginia Goodman' dan yardım alır. Goodman ile olayı çözmeye çalışırlarken Adrian'ın sakladığı bir sır ortaya çıkacaktır.

Bu senenin ilk izlediğim filmlerinden biriydi yakın zamanda tekrar izleme fırsatı buldum. Film tek bir odada geçiyor, olaylar flash back şeklinde anlatılıyor. Böylece gerçekten izleyiciyi yormadığını düşünüyorum. Filmin sonu beni gayet tatmin etti.

Baby Driver (Tam Gaz)

(Gerilim/Suç)

Konu: Baby genç olmasına rağmen deneyimli bir sürücüdür. Küçükken karıştığı bir olay sonucunda varlıklı bir adama yüklü miktarda borcu olduğundan banka soygunlarının ardından kaçış için sürücülük yapmaktadır. İşler ters gitmeye başladığı zaman Baby kendi için seçimler yapmak zorunda kalır.


Gerçekten çok hareketli ve aksiyonu bol bir film. Kafa dinlendirmek için bir film arıyorsanız kesinlikle bu Baby Driver olamaz. Bu arada filmin müzikleri inanılmaz.


Zodiac 

(Gerilim/Suç)

Konusu: San Francisco’da bir seri katil, mektuplar ve şifreli mesajları ile polis ile alay etmektedir. Dedektifler, gazete muhabirleri, bu katili yakalamaya ant içmiş dört kişi filmin esas karakterleridir. Katilin ardında bıraktığı izleri takip eden takıntılı dört adam, ne yazık ki aslında katilin adımlarını izler biçimde şekillenmektedir. Bu katil yıllarca görünmedikten sonra yine ortaya çıktığında sadece öldürdüğü insanlar için değil tüm şehrin kabusu haline gelecektir. (Beyazperde)
Filmin sonunun beni tatmin etmediğini hatırlıyorum fakat tam emin değilim. Zira izleyeli uzun süre oldu. Bu filmi izlemek istememin sebebi açıkçası kadronun bana tanıdık olmasıydı. (Robert Downey Jr. Ve Mark Ruffalo kalp kalp) Fakat beğenilen bir film olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Transcendence (Evrim)

(Gizem/Gerilim)

Konusu: Dr. Will Caster, büyük buluşlar yapmış, şimdilerde ise bir önemli yapay zeka projesini yürüten bir bilimadamıdır ve bu nedenle teknoloji karşıtı birtakım radikal grupların tepkisini çekmektedir. Nihayetinde bu kişilerin istedikleri teknolojik yardımı yapmadığı için bir terörist grubun saldırısına uğrar ve cinayete kurban gider. Kendisi gibi bilim adamı olan eşi Evelyn, Will'in beynini gelişmiş bir süperbilgisayara entegre eder. Will'in bedeni ölmüştür ama beyni eşiyle yeniden iletişime geçer. Dahası Will, bağlı olduğu bilgisayardan internet aracılığı ile tüm dünyayı yaklaşan terörist tehlikeye karşı uyarmaya başlar. Fakat terörist grup Will'in hala hayatta olduğunu fark edince, super-bilgisayarı yok etmek için harekete geçerler... (Beyazperde)


Teknoloji ilerledikçe kafamızda oluşan sorulardan birine cevap vermeye odaklanmış bir film. Gerçekten çok beğendim fakat sonu beni biraz üzdü.

Murder on The Orient Express (Doğu Ekspresinde Cinayet)

(Dram/Gizem)


Konusu: 1930'lu yıllarda İstanbul ve Paris arasında sefer yapan ünlü Şark Ekspresi'nde bir cinayet işlenir. Amerikalı bir milyoner trende ölü bulunur.Trende çok sayıdaki yolcu arasında ünlü Belçikalı dedektif Hercule Poirot da vardır.Trenin kara saplanıp durması, Poirot'a yerel yetkililer duruma el koymadan önce cinayeti çözmesi için birkaç saat zaman verecektir.


Aynı isimli romandan uyarlanan filmin sonu gerçekten süprizli bütün Agatha romanları gibi. Poirot'u çok iyi benzetmişler diye düşünüyorum açıkçası.

Pulp Fiction (Ucuz Roman)

(Dram/Suç)

Konusu: Ucuz Roman'da Honey Bunny ve Pumpkin, hayatlarına biraz hareket katmak isteyen genç ve birbirine aşık bir çift küçük soyguncudur. Öteyandan, iki kaşarlanmış gangster, Vincent Vega ve Jules, günlük işlerinden biri olarak, patronlarına ödemeyi geciktiren bir kaç sahetekar genci vurmaya giderler. Vincent patronun güzel ve genç karısına bebek bakıcılığı yapmakla da görevlendirilirken ortağı suç yaşamına son vermeye karar verir. Cesur bir boksör ise para karşılığı hile yapmayı reddederek şehirden kaçar. Kader bu aykırı tipleri muhteşem bir şekilde bir araya getirecek, yollarını kesiştirecektir. (beyazperde)


Three Billboards Outside Ebbing Missouri (Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri)

 (Dram/Suç)

Konusu: Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri, kızının cinayetini aydınlatmak isteyen bir anneyi temel alıyor. Kızının cinayet davasında bir suçlu bulunmadan aylar geçtikten sonra, Mildred Hayes cesur bir hamle yapar. Kentin saygıdeğer polis şefi William Willoughby'ye yöneltilen tartışmalı bir mesajla kentin ücra bir yolunda üç adet billboard kiralar. Şiddet eğilimli, çocuksu bir annenin çocuğu olan, şefin sağ kolu Dixon'ın adı olaya karıştığında, acılı anne ile güvenlik güçleri arasındaki savaş daha da şiddetlenecektir. (Beyazperde)

Molly's Game 

(Dram/Suç)

Konusu: Olimpiyatta aldığı başarısızlıktan sonra kayak sporunu bırakıp Hollywood’un elit insanları için sekiz yıl boyunca yüksek bahisli poker oyunları organize eden Molly Bloom isimli bir kadının öyküsünün anlatıldığı biyografik film. (Beyazperde)


Bu sene epey epey biyografik filmlere merak saldım ve gerçekten bu film ayrı bir harikaydı. Sonu olsun, gidişatı olsun. Kesinlikle tavsiye edebilirim!

Catch Me If You Can (Sıkıysa Yakala)

(Dram/Suç)


Konusu: Sıkıysa Yakala, bir ajan ile bir suçlunun arasındaki kedi-fare oyununu konu ediyor. FBI ajanları hiç şüphe yok ki kendilerine çok fazla güvenmektedirler; ancak bu kez karşılarındaki, onlar için bile pek de kolay bir lokma olmayacaktır. Henüz yirmili yaşlarında, çocuk yaşta bir adam onlarca ülke gezerek, bazen pilot, bazen doktor, bazen savcı mesleklerine bürünerek FBI'ı peşinden koşturmaktadır. Bu ya bir kedi-fare oyunudur ya da sadece farenin oyunudur.


Avengers Infinity War (Avengers: Sonsuzluk Savaşı)

(Fantastik/Bilim Kurgu)

Konusu: Avengers: Sonsuzluk Savaşı, dünyanın gördüğü en büyük tehdite karşı güçlerini birleştirmek zorunda olan kahramanların verdikleri mücadeleyi konu ediyor. Kaptan Amerika ve Iron Man'in arasında yaşanan olayların ardından bölünen kahramanlarımız, birbirlerinden uzaklara savrulurlar. Hepsi kendi yandaşlarıyla dünyayı korumaya çalışmaktadır. Ancak dünyanın kaderi bir kez daha tehlikeye girer. Sınırsız bir güç kaynağı olan sonsuzluk taşlarının peşine düşen Thanos, dünyanın gördüğü en büyük tehdittir. İnsanlığın kaderi bir kez daha, insanlık için savaşmaya ant içmiş kahramanlarımız elindedir.
Şimdi laf arasında bir yakınacağım. Arada bazı bloglarda bu süper kahraman filmlerinin çıkmasından, yaygınlaşmasından yakınanları görüyorum. Şimdi zaten sinemaya giden biri 10 senedir devam eden, her filmi birbirine bağlı olan bir sinematik evrenin yeni filmini görmeye gitmez bence. Gitmemeli yani. Bu filmler daha çok çizgi roman hayranlarına oynuyor ve genel olarak talep görüyor.


Herneyse ben bu yazıyı yazarken Avengers: Endgame'in fragmanı çıktı. Durun ağlamıyorum...

Upgrade

(Gerilim/Fantastik)

Konusu: Eşiyle birlikteyken acımasızca saldırıya uğrayan Grey Trace, karısını saldırıda kaybetmenin yanı sıra belden aşağı da felç olmuştur. Günün birinde bir milyarder muciten bedenini geliştirecek deneysel bir tedavi teklifi alır. Tedavi için Trace'in bedenine STEM olarak adlandırılan yapay zeka implantı yerleştirilir. Tedavi ile insanüstü yetenekler kazanan Trace, karısını öldüren ve kendi hayatını mahveden kişilerden intikam almak için yola koyulur...


Yukarıdaki filmlerden birine benziyor yine. Gelişen teknolojinin insan kafasında yarattığı sorulardan başka birini cevaplamış bu film. Yine sonu beni bir miktar üzdü. Fakat izlemeye değer diye düşünüyorum.

Searching (Kayıp Aranıyor)

(Dram/Gerilim)

Konusu: Kayıp Aranıyor, kaybolan kızını bulmak için bilgisayar üzerinden araştırmaya başlayan bir babanın yaşadıklarını konu ediyor. David Kim’in 16 yaşındaki kızı kaybolunca, yerel soruşturma açılıp davaya dedektif atanmıştır. Dedektiflerin araştırmaya başlamasından 37 saat sonra David kimsenin bakmadığı bir yeri araştırmaya karar verir. Bütün sırların saklandığı yer kızının bilgisayarıdır. Kızının bilgisayarı kurcalayan çaresiz baba, kızının kişisel dünyasına da giriş yapar. Bilmediği sırlarla karşılaşan adam, tamamen yok olmadan önce kızını bulmak için onun geride bıraktığı dijital ipuçlarını takip etmelidir...


Tek kelime ile izlemelisiniz. Çünkü filmin ilerleyişini sadece bilgisayar üstünden izleyebiliyorsunuz. Okuduğuma göre filmin çekimleri 18 gün sürmüş. Tamamlanması ise 2 yıl!


The Spy Who Dumped Me (Beni Satan Casus)

(Aksiyon/Macera)


Konusu: 30'lu yaşlarında olan Audrey ve Morgan, birbirlerinin en yakın arkadaşıdır. Los Angeles'ta sürdürdükleri hayat, sakin olsa da ikisini de tatmin etmemektedir. Öne çıkan hiçbir noktası olmayan sıradan hayatları, Audrey'in eski sevgilisinin bir anda evlerine gelmesiyle karışır. Peşinde ölümcül suikastçılar olan bu adam, iki kadının hayatını altüst eder. Eski sevgilisinin ajan olduğunu öğrenen Audrey ve ona yoldaşlık etmeye kararlı olan Morgan, kendilerini bile şaşırtarak maceraya atılırlar. Avrupa boyunca peşlerindeki suikastçılardan kaçan ekip, bu süreçte dünyayı kurtaracak bir plan yapmak zorundadır. Uluslararası bir komploya karışan ikilinin her şeyi çözmek için zamanı bir hayli kısıtlıdır...



'Bir şeyler izleyeyim kafam dağılsın.' modundaysanız gerçekten size hitap edebilecek bir film. Bol bol koşturmalı, patlatmalı bir aksiyon filmi.

The Devil Wears Prada (Şeytan Marka Giyer)

(Dram/Komedi-drama)



Konusu: New York’ta yaşayan sade ve naif bir genç kız olan, henüz gazecilikten mezun Andrea Sachs bir işe girer. Güçlü ve sofistike bir kadın olan Runaway Magazin’in acımasız yöneticisi Miranda Priestly'nin ikinci asistanı olarak çalışmaya başlar. Andrea’nın hayali iyi bir gazeteci olmaktır. Söz konusu görev için aslında sıradan bir tarzı olsa da mücadeleci yapısı ile hızla başarı kazanır. Ancak bu durumun da bedelleri vardır. Andy, kendisine uzak gibi görünen Miranda’nın o şatafatlı dünyasında bir yer kazanmıştır ancak önceki dostları ve tüm sevdikleri kendisinden kilometrelerce uzakta kalmış gibidir.


Bu listede yanan şöminenin karşısında, panduflar ve pijamalar giyilmiş bir yorgana sarılmış şekilde sevdiklerinizle izlenebilecek iki film olduğunu düşünüyorum. Ve şeytan marka giyer bu filmlerden birisi.

Tag (Yakalandın)

(Komedi)



Konusu: 5 yakın arkadaşın 30 yıldır sürdürdükleri bir oyun, artık şaşmaz bir gelenek haline gelmiştir. Her yılın Mayıs ayında ebelemece oynayan bu 5 koca adamın oyun zamanı, bu kez aralarındaki en oyuncunun, Jerry'nin (Jeremy Renner) düğün zamanına denk gelmiştir. Hiçbir sezonu 'ebe' olarak kapatmamayı başaran Jerry, evlendikten sonra bir daha bu oyuna katılmayacağını açıklayınca, geri kalan dörtlü, onun yenilgisiz bir şekilde ayrılmasına engel olmak için her şeyi denemeye karar verir. Elbette Jerry de bu mücadeleye hazırlıklıdır. (sinemalar)


Yakalandın da sevdiklerinizle izleyebileceğiniz filmlerden ikincisi. Gerçek bir hikayeden uyarlandığını sonundaki videolardan öğrendim. Gerçekten çok eğlenebileceğiniz bir film.




I,Tonya (Ben, Tonya)

(Dram/Spor)




Konusu: Tonya Harding buz patenine gönül vermiş ve hırslı bir sporcudur. Buz pateni sporunda giderek yükselen Tonya, memnun edilmesi zor annesi, eski eşi Jeff Gillooly ile dengesiz ilişkileri ve hep daha iyi olmak adına kendini zorlaması gibi gerekçelerle stres içindedir. İki defa Olimpiyat ve iki defa da Skate America Champion ödülünü kazanan Tonya, eski eşinin de yardımıyla 1994 yılında ABD Şampiyonası öncesinde aynı dalda yarıştığı sporcu Nancy Kerrigan'ı sakatlaması için birini tutar. Ancak komplonun ortaya çıkması ile birlikte ödeyeceği bedeller Tonya için bir hayli zorlu olacaktır... (Beyazperde)

The Dressmaker

(Dram/Gerilim)


Konusu: Dungatar adında kırsal kesimdeki bir kasabada doğup büyüyen Myrtle 'Tilly' Dunnage (Kate Winslet), hakkındaki cinayet suçlamaları nedeniyle genç yaşta annesini ve doğduğu toprakları geride bırakmak zorunda kalmıştır. Çok uzun yıllar sonra hasta annesine bakmak için geri döndüğünde ise Tilly çok farklı bir insandır: Güzel giyinmeyi bilen, korkusuz, kendinden emin bir kadındır artık. Avrupa'nın moda başkentlerinde gördüğü eğitim sonunda çok iyi bir terzi olmuştur. Kısa süre içinde kasabanın kadınlarını tamamen baştan yaratır kıyafetleriyle. Ancak tek niyeti insanlara giyinmeyi öğretmek değil, ona iftira edenlerden de intikamını kendi bildiği şekilde almaktır.


İşte bu kadar Dünyalılar! Aranızdan izlediğiniz var mı, hangilerini izlemeyi düşünürdünüz benimle paylaşmayı unutmayın!

2018'e Veda Ederken

Selam dünyalılar uzun sayılabilecek bir zamandır buralara uğramadım. Yazma yeteneği bir dili öğrenmek gibi aslında. Çok nankör. Pratik yapmayınca kayboluyor.

Rahat on beş yirmi güne yakındır ajandamda 'Yalnizamaozgur yani yazı' maddesi bir sonraki güne ertelenip duruyor. Kaybolduğum zamanlarda neler olduğunu, yurda alışıp alışamadığımı, neleri unuttuğumu size anlatmak istiyordum. Hala istiyorum. Ama şu an öncelik sanırım bu yazının.

İki senedir devam ettirmeye çalıştığım bir mim çalışmam var yeni yıldan beklentilerim adı altında. Fakat bilenler bilir olay sadece yazıp kenara atmakla bitmiyor. O senenin sonunda gerçekleşip gerçekleşmediği hakkında ufak bir yazı yazıp ardından sonraki sene için beklentilerimizi yazıp bu zinciri devam ettiriyoruz.

Bu yazıda 2019 beklentilerimden bahsetmeyeceğim. Zira hala bunun için erken bence. Bu yazı sadece 2018 olsun.

(2018 Beklentilerimi okumak isteyenler için tık!)

Arkada müzik olsun diye spotify'ı açmıştım ki önüme bu ekran çıktı. Hoş bir tesadüf oldu ve açıkçası defalarca yazmaya çalışıp akıcılık konusunda sorunlar yaşadığımı düşündüğüm için biraz hevesim yoktu. Bana daha da heves verdi.


Şimdi bu yıla dair beklentilerimin gerçekleşip gerçekleşmediğine geçelim.


1.Hızlı Geçmesi

Buna verecek bir cevabım gerçekten yok. Çünkü yolu bitirdiğiniz zaman dönüp arkanıza bakmak kolay gelir fakat başlangıçtayken bitişi görmek her zaman zordur.


2.İdeal Kiloma İnmek
AHAHAHAHAHAH. nope.


3.Belirlediğim 3 challenge’i başarılı şekilde bitirmek

Kitap okuma challenge (an itibari ile) : 27/60


Evet, bu kesinlikle başarısız oldu. Açıkçası kitap fiyatlarının delicesine artması ve benim yurda geçip yeni hayat düzenine alışmaya çalışmam açıkçası hedefi tamamen yok etti. 

Yazı yazma challenge (an itibari ile) : 47/60


Bir ayda 13 yazı yazmak imkansız değil fakat benim için zor. Neredeyse 2 güne bir yazı düşüyor. Bende iki satır yazıp kaçan biri olmadığım için sanırım bu da başarısız oldu. Üç ay boyunca yazı yazmaktan kaçtığım için böyle oldu galiba.


Film izleme challenge (an itibari ile) : 48/60 (gurur ve önyargıyı iki kez yazmışım)


Bu hedefi biraz dişimi sıkarsam bitirebileceğim düşüncesindeyim.

4.Fonksiyonel bir sırt çantası almak

5.Fonksiyonel bir kalemlik almak

Bu iki maddenin cevabını Neler Taşıyorum yazımda bulabilirsiniz.

6.300 Dünyalıya ulaşmak (240/300)

                      


:(


Hayatımda bu yıla kadar gerçekten nefret ettiğim asla hatırlamak istemediğim tek yıl 2015 yılıydı. En azından sonu değil de başı. O yıl benim üniversite sınavlarına giriş senemdi ve her insanın karanlık yılı olduğu gibi benim de karanlık yılım o seneydi. Sezar'ın hakkı Sezar'a bu sene gerçekten ne o kadar kötüydü ne o kadar umutsuzdu. 

Sadece tek kelime ile zordu. Gerçekten zordu.

Hayatta herkesin genel bir sınavının olduğunu ve bu sınavın tek bir kelime ile özetlenebileceğini düşündüm hep. Kiminin hayatında sevgiydi bu kiminin hayatında ise paraydı. 

Benim hayatımda ise sabır.

Hep böyle oldu. Benim hep sabretmem gerekti ve gerçekten beklemekten nefret eden bir insanım. Hayatım başlarken bile sabırsız davranmışım ve hep bunun cezasını çekiyorum.

Nasıl mı? Şu şekilde. Doğum günlerimi hep okulda kutlamak istedim. Fakat bilin bakalım kim yazın sonunda doğdu? (25 Ağustos) Asıl olay o gün doğmam değil -zira bu olsaydı bir anlamı olmazdı. Olay aslında normal doğum tarihimin tam Eylül ortası olacak olması fakat benim daha hayata başlarken sabredemeyip bir ay erken doğmam! Oysa sabretseymişim her sene okulda kutlayabilirmişim doğum günümü. 

Bu yıl sabretmem gereken bir yıldı ve bu yüzden zordu. Ruh eşimden uzak kalmam gereken bir yıldı. Umarım ilk ve son olur. Bir şeylerin iyi gitmesini beklerken biz sınandıkça sınandık. Haftalarca sesini duyamadığım, haber alamadığım vakitler oldu. Günde sadece beş dakika konuşmamızın izin verildiği zamanlar da. Sayılara bakarken diyordum ki 'Asla geçmeyecek.' 

Krizlerden krizlere depresyonlardan bunalımlara sürüklendim. Sanki yıllardır uzaktaymış gibi geldiği anlar oldu ve unuttuğumu sanıp ağlamaktan gözlerimin şiştiği geceler. Gerçekten yıllardır hissetmediğim yalnızlık hissi yakamı bırakmadı yıl boyunca. Ama şu var ki eğer bu satırları okuyorsan sana bir şey söylemek istiyorum bütün dünyalılardan özür dileyerek. Beklemek hayatta en nefret ettiğim şeydir bunu en iyi sen biliyorsun. Buna rağmen onlarca yıl daha beklemem gerekse bile beklerim. Bu yüzden sadece bu yüzden bu yıl benim için kötü bir yıl değildi. Zor bir yıldı. 

 -Beklemek cehennemdir. Ama beklerim seni. (W.S)

Tamam yine duygusal moda bağladım. Bunun dışında yılın sonlarına yaklaşırken her şey normaldi aslında. Kitaplarımı okuyor, yazılarımı yazıyordum. Fakat sonra devasa bir şey oldu. Babam tercih yapmamasına rağmen, kimse beklememesine rağmen babamın Ankara'ya tayini çıktı! 

İşte o andan itibaren işler garipleşmeye başladı. 

Üniversitenin başından beri yakın arkadaşım olan birinin bana sebepsizce veda etmesiyle başlayan yıl garip bir patikaya girmeye başlamıştı. Daha sonra çözülmesini aklımın ucundan bile geçirmediğim sorunlar biraz çektiğinde açılan bir düğüm gibi birden çözüldü. 

İşte ben bunların şaşkınlığını üç dört aydır yaşarken bir anda yeni arkadaşlarım oldu, yeni düzenim oldu bünyem başta buna alışamadı bile! 

Birden özgürlüğün tadını hissettim. Bu noktadan itibaren her şey sanki hızlandırılmış moda alınmış gibi ilerlemeye başladı. Yurt hayatına alışmaya çalışmam, ailemle olan durumlar, yeni gelişmeler...


Yani Dünyalılar anlayacağınız zor bir yıldı fakat sonuna geldik neredeyse.

Özel teşekkürlerim her birinize. Başta bu yazıyı okuduğunu sanmasam da bir senedir bana katlanabilen, doğum gününü unutmama rağmen hala benimle konuşmaya devam eden, kilometrelerce öteden her nasıl yapıyorsa sarılmayı becerebilen ve bu yılı depresyonda geçirmememin en büyük sebebi olan Süm'e. Benden asla desteğini esirgemeyen, sorunlarımı, ağlamalarımı bıkmadan dinleyebilen Nurten Hocam'a . Her serzenişime gülümseyerek cevap veren ve beni iyi bir şeylerin olabileceğine inandıran DeppTone'a! Bu sene edindiğim ve ısrarla yakamdan düşmeyen waffle canavarı ismini vermek istemediğim elektrik mühendis adayı dostuma. 

Ve son olarak sizler Dünyalılar! Yazılarımı okuyup bana değer veren sizler. Hepinize çok teşekkür ederim! Hepinizle daha nice yıllar geçirmek üzere! 

Yaz Bitmişken

Gene ara verdiğimi sanıyorsanız gerçekten çok yanılıyorsunuz demektir. Yılın bitmesine 2 ay kalmışken tamamlayamadım hedefleri düşünmek başımı ağrıtıyor.

Her şey bir yana geçirdiğim en berbat yaz olabilir 2018 yazı.

18 ağustos günü -stajımı ayarlamak için oradan oraya koşturduğumuz gün oluyor- tayinler (SONUNDA) açıklandı. Bu emekli olmayı düşünen babam için, burada hayatımızı devam ettireceğimizi inatla savunan annem için, hayatlarında ilk kez hatırladıkları ve sevdikleri yerden ayrılacak olan ikiz kardeşlerim için büyük bir şoktu. İkizlerin ve annemin ilk tepkisi ağlamak oldu tabi ki.

Ben ise;


Ben bir taraftan staj için koştururken bir taraftan da evdeki eşyaların BİR HAFTA İÇİNDE toplanması gerekiyordu. Benim stajım olduğundan eşyaların toplanması iyice gecikti. (Çünkü en fazla yardım edip işleri organize eden kişi benim ailede) Ardından 22 ağustos günü ailem yeni şehirlerinde yeni bir hayata başlamak için yola çıktı.

Peki ben?


Tayinlerin açıklandığı andan itibaren kendimi geniş çaplı bir savaşa hazırladığımı inkar edemem sanırım. Zira diğer yazılarımda defalarca kendi ailemin bende bulunan mantığın yüzde birine sahip olmadığını belirtmiştim. Bu yüzden MANTIKSIZ olarak beni yanlarında götürmek isteyeceklerini bekliyordum ki olmadı.

Garip bir şekilde bıraktılar.


Evet ben sizden daha çok şaşırdım. Yine de bırakıyor olmaları bene saçma sapan içerikli elli tane konuşma çekmelerininin önüne geçemedi.


İşte böyle. Şu an yurdumsu bir yerde kalıyorum ve hayat her zaman olduğu gibi devam ediyor. Minicik bir aradan sonra sahalara dönebildiğim için mutluyum.

Son Günler Hakkında

Bugün iki bardak kahve içtim canım şiddetle üçüncüsünü istiyor. Bir tarafım üşendiğinden bir tarafım gecenin on birinde kahve içmeyi mantıklı bulmadığından yazı yazmaya devam ediyorum. Bir aydır olan kafein eksikliğinden belki de bu kadar çok bünyemin istemesi. Zira kaldığım yerde bir değil iki değil üç kavanoz kahvem var ama düzgün bir su ısıtıcım yok. Olan ile elimin üstünü yaktım bir defa sonra da çalıştırmaya erindim zaten.

 Yapılması gereken işler alınması gereken eşyalar var ama işte belirsiz olan bir oda arkadaşı yüzünden erteleyip durmak zorunda kalıyorum hepsini. Bunca düzensizlik obsesif komplesif bozukluğumu cidden çok sinirlendiriyor. Ki sabır etmek eylemi hayatım boyunca cidden en nefret ettiğim ve hep imtihan edildiğim eylem fakat barıştım kendisiyle sanki üç yıldır. Ve tabi ki bunu kendi başıma yapmadım.

Şu an ise aslında çok ufakken olduğum bir şehre geri döndüm. Kader işte belli olmuyor bir bakıyorsun dönüp dolaşıp aynı yere bir daha uğramışsın. Fakat bu şehir bana soğuk, uzak ve yabancı. Aslında şu an bütün şehirler öyle sadece biri hariç. 81 ilde sadece bir şehir bana çok tanıdık ve fazlasıyla güzel geliyor. Bunun sebebi şehirde kendimi bulmam değil şehrin 'içinde' kendimi bulmam. O şehrin bana yansımamı bahşetmesi.Fakat şu an o yok ve gerçekten çevrem siyah beyaz filmlerdeki gibi sanki tek ben renkli kalmışım. Çünkü çevremde olan biten hiç kimse hiçbir durum hiçbir olay beni ilgilendirmiyor benden başka. Bazen öyle anlar oluyor ki sanki o siyah beyazlık ayaklarımdan yukarı tırmanmaya başlıyor gibime geliyor. Alarm çanları çalıyor işte tam o zaman.

Tek bir insan sadece tek bir kalp sizin için bütün dünyayı renkli ve olabildiğince parlak hale getirebilir mi? Evet getirebilir çünkü bazı insanlar güneş gibilerdir. Ortaya çıktıkları an her şeyi aydınlatıp, ısıtırlar. Ve ben şu an geceyi yaşıyorum hayatımda. Umarım ilk ve son gece olur bu. Çünkü ay ile nereye kadar gidebilirsiniz ki? Silületleri görebilsek bile renklere ihtiyacımız var.

Önceden ne kadar bıksam da, yorulsam da, bir sürü duygu karmaşası yaşasam da 'ev' diyebileceğim bir yer vardı. (Yuva değil.) Sonra birtakım olaylar oldu, durumlar değişti. Şimdi ise bir süre evim olmayacak sanırım. Bu beni üzmüyor aslında saçma bir şekilde mutlu ediyor çünkü hani bazen ip incelir incelir ama kopmaz ya o lanet şey. Kopmasını beklersiniz, çekersiniz ama o son iplik sizden güçlü çıkar. Hah işte sanki o ip kopmuş ve ruhum rahatlamış gibi. Yuvayı zaten bir kenara bıraktım ama insan kendi evinde sessiz ağlamayı öğrenmemeli kendi kendine. Binlercesinden biri işte bu.

Binlerce kez şükürler olsun ki zaten bir yerim var benim. En azından olduğunu düşünüyorum. İstediğim gibi davranabildiğim istediğim zaman ağlayabildiğim istediğim zaman bağırabildiğim en önemlisi de her saniyesinden keyif aldığım. İşte o yeri evim yapmak için uğraşıyorum son birkaç senedir. Çünkü zaten böyle bir yer senin evin olursa yuvan olmuş olur.

Yaz Sonu Blog Keşif Etkinliği

Selamlar dünyalılar! Yaz biterken ilk blog keşif etkinliğimi düzenlemeye karar verdim! Umarım hepimiz için güzel bir etkinlik olur. Şimdi bu etkinliğin diğer blog keşif etkinliklerinden ayırmak için (ve kesinlikle daha yararlı olmasını sağlamak için) birtakım şartlar koymaya karar verdim. Yüzünüzü hemen buruşturmayın! Zaten hepimizin yaptığı şeyler bunlar.

💥Birincisi beni takibe alın lütfen.

💥İkincisi en üst sıradan başlayarak aşağıda linkleri bulunan bloglara girip takip ettikten sonra bir yazıya yorum bırakın. Yorumunuzun sonunda 'Yaz sonu keşif etkinliğinden geliyorum!' yazmayı unutmayın ki blog sahipleri buradan geldiğinizi bilip sizi takip edebilsinler.

Şu an internetsizliğimden dolayı herkesi tek tek kontrol edemem zira etmekte istemem. Lütfen eğer bunları yapacaksanız katılın etkinliğe. Diğer türlü fırsatçılar türüyor. Lütfen size yorum bırakanlara dönmeyi unutmayın ve ara ara girip linkleri tekrar kontrol edin. Evet, biraz zahmet verici gibi gözükebilir ama hepimiz bu işten karlı çıkacağız böylece!


Şimdi son zamanlarda türeyen 'Ya ben bu yazıya ne yorum yazacağımı bilmiyorum!' mevzusu dönmeye başladı. Bu konuda bir iki kelam etmek istiyorum. Burada hepimiz bir şeyler yazıyor ve üretiyoruz. Eğer bir yazı okuduğunuz zaman cidden kafanızda tek kelime dahi belirmiyorsa o sırada kafanız çok doludur. Çünkü üreten insanın mutlaka yorumu olur. Bir kelime bile yazsanız yazı ile alakalı bu yazanı inanılmaz derecede mutlu edecektir. Siz yazılarınıza yorum gelince ne kadar çok seviniyorsanız, insanlar da öyle seviniyor.

Bu yüzden lütfen biraz empati yapıp kafamızı çalıştırırsak bu işin üstünden gelebiliriz.

Katılmak isteyenleri yoruma bekliyorum. Umarım güzel bir etkinlik olur. Bu arada herhangi bir yazınızın sonunda bahsederseniz etkinlikten daha çok dünyalıya ulaşabiliriz, bahsetmezseniz de canınız sağolsun! 💁


Etkinliğe Katılan Bloglar:


Öldürücü 7 Gün #16 : Bir Devrin sonu

Selam dünyalılarım! Sizi o kadar özledim ki! Yazmayı, okumayı, blogger arkadaşlarım ile dertleşmeyi… Ama şu bir ay hayatımdaki en hızlı ay oldu gerçekten. Aylardır burada yakınıyordum belirsizlikten şu  yazımda görebileceğiniz gibi! Epey başınızın etini yemişim ha?


En başından başlayayım. Bu arada hepinizin geçmiş bayramını kutlarım. Bütün bayramım eşya toplamakla geçtiğinden bayramdan hiçbir şey anlamadım. Zaten normalde de anlamıyordum ama. Neyse diyoruz.

 

Hayatımdaki o an belirsiz olan üç durumdan ikisi 13 ağustos günü belli oldu. Bu sene staj yapmayacaktım sebebini kodawari engineer bloğumda anlatacağım. Bu arada yeni blog açtım. Orası sadece mühendislik üzerine olacak ve bunu burada bir kez söyleyeceğim. Kimseye söylemek yok ikisinin de benim olduğunu. Anlaştık mı? 


Babamın tayini Ankara’ya çıkmıştı. Böylece bizim ağustos sonuna dek toplanmamız ve eylül başında babamın orada işe başlaması gerekiyordu. Bir taraftan canım ailem bana söyleniyordu çünkü ben tüm gün stajda olduğumdan dolayı evi sadece annem ve babam toplamak durumunda kaldı. Üç erkek kardeşim var tabi ama ikisi küçük zaten büyüğü de Allah’a havale ediyorum sjkdjs

Tabi toplanma telaşı ile bayram falan kalmadı. Benim burada kalacağım kesinleşti ki kalmak istiyordum zaten. Bu yüzden yurt için hazırlıklara başladım. (bunun hakkında uzun yazıyı yine kodawari engineerda yazacağım haberiniz olsun)

Kıyafetlerim küçük boyutlu bir bavula sığdı. Bakım malzemelerim bir koca sırt çantasını doldurdu. Kırtasiye malzemelerimi, notlarımı ve kitaplarımı ise BİR KOCA KOLİ İLE GÖTÜRDÜM!Yapacak bir şey yok anam. Başa gelen çekilir yani. Daha sonra dün öğle vakti annemlerin bugün şehirden ayrılacakları haberi geldi. Öyle olunca ben apar topar stajdan çıktım. Ve tabii ki pederden azar işittim. ‘Şimdiyi mi bildin sitij yipicik inlimiyiriim ki!’ Ya işlerine gelen her iş için ‘Hayırlısı böyleymiş, kısmetmiş, kadermiş’ ama gelmeyince ‘Şimdiyi mi buldun!!’

Tabi Elena durur mu, yapıştırmış cevabı.

‘Kader kısmet böyleymiş babacım. 



Herneyse ama bazı değişen hayat şartları ve fırsatlar durumu yeniden değerlendirmemi gerektirdi. Böylece stajı ayarladık. Ayarlarken de tayin durumu belli oldu.


Yani gitmeden elli altı bin beş yüz iki kez kendime ‘Ya çok mu acaba?’ diye sormuşluğum var ama illa her halta hazır olmam lazım. Başka türlü olmaz. Beni yerleştirdikten sonra herkül gücümden birazcık daha yararlanmak için eve geri götürdüler. Sen bu tuzağa nasıl düştün diye sorarsanız yemekle kandırdılar ühühüh.

Son kez evi derleyip toparladıktan sonra beni misafirhaneye yerleştirdiler.


İşte böyle dünyalılar. Bir devir de bu şekilde kapandı. Şu an önümüzde yeni bir yer yeni insanlar yeni maceralar var! Ben hepsini heyecanla bekliyorum. Hem yaşamak hem size anlatmak için.


Kendinize dikkat edin!